Dr. Cezmi BAYRAM’ın Konuşmacı Olduğu “Galip ERDEM ve Türk Milliyetçiliği” Konulu Konferans Düzenlendi

28 Mart Perşembe günü Ocağımızda Türk Ocağı İstanbul Şube başkanımız Dr. Cezmi BAYRAM misafirimizdi. Konu Galip ERDEM ve Türk Milliyetçiliği idi.

Cezmi bey konuşmasına: Galip ağabey gazete de ilk yazmaya başladığında okuyucusuna şöyle seslenmişti: Ben sizlere inandıklarımın hepsini yazacağıma söz vermiyorum. Ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağıma söz veriyorum diye başlamıştı.
Galip Erdemin sırrı yoktur. Elbette vardır. Ancak onu siz sadece tahmin edersiniz.
Ülkücünün çilesi Galip Erdemin kendisidir.
Ona göre Ülkücünün sözlüğünde rahat kelimesi yoktur.Ülkücü çoğu zaman arkadaş,akraba ve sevdikleri ile başı belaya girer.
Ülkücülerin ençok dinlediği nasihattır. Galip ağabey hep çile ve sıkıntı içinde yaşamıştır.
12 Eylülden sonra cezaevindeki arkadaşlara ve ailelerine yardım için vakıf kurmuştu. O zaman ANDA yayınevinde çalışıyorduk. Birisi yardım yapmak için Galip ağabeye randevu vermişti. Yer bayağı uzaktı. Adam bir zarf verdi. Geldiğinde açtı. İçinden çıkan para gidip gelme yol ücretini karşılamıyordu. Galip ağabey cezaevindeki arkadaş ve aileleri söz konusu olunca hiçbir fedakarlıktan kaçınmamıştır.

Galip Erdemin doğrudan bir telkinini duymadım.Zeki bir insandı.Hiçbir şeyi unutmazdı.Onun için herkes onun yanında konuşmasına dikkat ederdi. Biz o dönemde sporla fazlaca ilgilenmiyorduk. O gazetelerin spor sayfalarını da okur en iyi spor yazarı kadar spora karşı ilgisi ve bilgisi vardı.

Birgün birisi Galip ağabey kafama bir soru takıldı diye söyleyince, sorma sen soruları bire indirdin oysa benim kafamda çok soru var diye cevap verir.

Galip ağabeyin 3 teorisi vardı.

1- Kazık teorisi. İnsan kazık yemedikçe hakikati anlayamaz derdi.

2-Dostlarınıza çakacağını bildiğiniz(kalacağını)imtihana sokmayın.Yani bilemeyeceği soruyu sormayın derdi.

3- Dostlar arasında açık mektuplaşma olmaz derdi.

Bizim düzgün Türkçe kullanmamız hususunda özen gösterirdi.

12 Eylülden sonra MHP iddianamesi ortaya çıkınca konsey üyelerine 50 Sayfalık mektup yazmıştı. Mektup yazdığı zaman başbakanlık müşaviri idi. Yazdığı mektupta konsey üyelerine şöyle sesleniyordu:” Buradaki bütün iddialar bir vakitte benimde Genel Başkan Yardımcısı görev yaptığım partide eğer yanlış ve suç varsa sorumlusu benim diye yazmıştı. Bir gül bahçesine girenler için yazdım vesselam”diye bitirmişti. Galip Erdem doğru bildiğini kimseden çekinmeden söylerdi. Konseye yazdığı mektup için o dönem konsey üyelerinden Nurettin Ersin bu adam deli mi? demiş.

Çoğu Ülkü ocaklarında başkanlık yapmış topluluğa: Merhaba ülkücü aday adayları diye söze başlardı. Nasıl ki bir insan milletvekili olmak ister. Müracaat eder. Aday adayı olur. Sonra seçime girer kazanırsa vekil olur. Ülkücüde aday olur. Ülkücü gibi hareket etmeye başlar ve hayatını ülkücü gibi tamamlarsa ülkücü olarak ölür derdi.
Galip Erdem yazacaklarının yarısını bile yazamamıştır.

Ülkücülerin en büyük eksiği birbirlerini sevmemeleridir derdi.

Cezmi Bayram konuşmasını Galip Erdeme ait meşhur sözleriyle bitirdi:” Bizler davayı ağrı dağının zirvesine çıkaracaktık.Yola koyulduk. Bin zahmet ve emekle,acılar çekerek dağa tırmandık.Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu.Ama küçük ! bir noksanımız olduğunu fark ettik. Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk.Meğer biz davayı değil,kendimizi zirveye çıkartmışız.

Şube başkanı Ahmet KARA konferans sonunda Dr. Cezmi Bayram ve tüm katılımcılara teşekkür etti.